Ermenek Güncel Gazetesi Resmi Web Sitesi -
$ DOLAR → Alış: 3,78 / Satış: 3,79
€ EURO → Alış: 4,63 / Satış: 4,65

ÇANAKKALE SAVAŞI

Mustafa ERTAŞ
Mustafa ERTAŞ
  • 19.03.2014

Değerli okuyucularım Çanakkale Savaşımızın yıldönümü münasebetiyle özet olarak Çanakkale ve İstiklal Savaşımızdan sizlere bilgiler sunmak istiyorum

 Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı devam ederken, verdiği emirlerden birinde şöyle diyordu:

 “Benimle beraber burada muhabere eden bil-cümle askerler katiyen bilmelidir ki uhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım geri gitmek yoktur. Harpte istirahat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim değil bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşman tamamen denize dökmedikçe yorgunluk âsârı göstermeyeceklerine şüphe yoktur. ”

Bu ruh ile kazanılan Çanakkale Zaferi, kudretli, ileri görüşlü, kahraman Mustafa Kemal’in dedelerimizle  birlikte  yarattığı  “ İstiklal  savaşımızın ölmez şaheseridir.

Türklere kefen biçenin ölümü korkunç olur.

TÜRKLER’E  KEFEN  BİÇENİN  ÖLÜMÜ  KORKUNÇ  OLUR.

  

“Tarih  itiraz  kabul  etmez,  bir  şekilde  isbat  etmiştir   ki….büyük  meselelerde  muvaffakiyet  için  kabiliyet  ve   kudreti  sarsılmaz  bir  reisin   mevcudiyeti  lazımdır.”  Mustafa  Kemal-

Atatürk

Büyük kurtarıcımız  Gazi  Mustafa  Kemal   şu şiirinde  insanlığa  neleri  anlatmıyor  ki……..ı

Gafil,  hangi  üç  asır,  hangi  on  asır,

Tuna,  ezelden ,  TÜRK  diyarıdır,

Bilinen  tarihler,  söylememiş  bunu,

Kalkıyor  örtüler, örtülen  doğacak.

                               Dinleyin  sesini,  doğan  tarihin,

                               Aydınlıkta   karaltı,  karaltıda  şafak,

                               Yalan  tarihi  gömüp,  doğru   tarihe  giden,

                               Asya’nın   ortasında,Oğuz  oğulları,

Avrupa’nın   Alplerinde,  Oğuz  oğulları

Doğudan  çıkan ,  biziz,  Batı’ da yine  biz,

Nerede  olsa, nede  olsa,  kendimizi  biliriz,

Hep  insanlar,kendilerini  bilseler.

                               Biliniz  o zaman  ki…hep  biriz.

                               TÜRK  sadece,bir  milletin   adı  değil,

                               TÜRK  bütün  adamların,birliğidir,

                               Ey   birbirine  ,  diş  bileyen  yığınlar……ı

Ey  yığın,  yığın ,  insan  gafletleri,

Yırtılsın  gözlerdeki,  gafletten  perde,

Dünya  o  zaman,  görecek, 

Hakikat   nerede, hakikat   nerede… ( 6  )

Atatürk

 

 

İtilaf devletleri yurdumuzu paylaşmış, bunun sonucu olarak da İstanbul’u işgal etmiştir. ( 7 ) Akla  hayale gelmeyen kötülükler, öldürmeler, canilikler yapılırken, İstanbul’da oturan padişahın yaptırım gücü kalmamıştı. Bu kötü gidişi gören Mustafa Kemal “Geldikleri gibi giderler. ” diye haykırıyor, görüşlerini şöylece özetliyordu: “Temel kuvvetin doğrudan doğruya milletin olacağı imanı bende pek kuvvetli idi. İstanbul’da geçen kötü olaylardan milletimizin haberi yoktur. İstanbul’da oturup milleti haberdar imkanı da kalmamıştı. Yapılacak işin İstanbul’dan çıkıp milletin içine girmek ve orada çalışmak olduğuna karar verdim. ”

Mustafa Kemal, Türk milletinin ruhunu iyi biliyordu. Vatan ve istiklal uğrunda sonuna kadar mücadele edeceğine ve başarıya ulaşacağına kesin inanıyordu. Mustafa Kemal, kendisini geniş yetkilerle dokuzuncu ordu müfettişliğine tayin ettirerek 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Bandırma Vapuru ile yola çıktı. İngilizler’in vapuru batıracaklarına dair korkunç bir haber aldı. İstanbul’da kalmakla, denizde batırılmak arasında bir fark görmediği için yolundan dönmedi. İstanbul’dan hareket ettiği gün, Yunan ordusu İzmir’i işgal etmişti. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal, Samsun’a çıktı. Türk İstiklal Savaşının teşkilatlandırılması için arkadaşları ile beraber çalışmaya başladı.

Hürriyet ve istiklalin önemini şöyle açıklıyordu:

 “Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin bu arzusundan sarfınazar edinceye kadar bi-aman düşmanıyım. ”

İtilaf devletleri donanmaları İstanbul’da; Adana ve çevresinde Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep, Hakkari, Merzifon, Samsun ve çevresini İngilizler; doğu vilayetlerimizi de Ermeniler; Antalya, Konya bölgesini İtalyanlar; İzmir’i de Yunanlar işgal etmişlerdi. Türkleri sistemli bir şekilde öldürmeler, yağlamalar, boğazlamalar, esir kampları, kanlı cesetler, akla gelmeyen her türlü kötülükler yaparak aziz vatanımızda düşmanlar ilerliyordu.

Mustafa Kemal, “Alınacak bir tek karar vardır. O da milli hakimiyete dayanan kayıtsız ve şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmaktır. ” diyordu. Bunun da anlamı “Ya istiklal ya ölüm. ” demekti.

Arkadaşları ile beraber Mustafa Kemal 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi yayınladı. Özetle şöyle sesleniyordu.

  1. 1.    Vatanın bütünü, milletin istiklali tehlikededir.
  2. 2.    İstanbul hükümeti görevini yerine getirememektedir.
  3. 3.    Milletin istiklalini yine milletin azim ev kararı kurtaracaktır.
  4. 4.    Bir mili heyetin Sivas’ta toplanması için      her vilayetten,                                   
  5. 5.    milletin güvenini kazanmış üçer delegenin süratle yola çıkarılması.
  6. 6.    Keyfiyetin sır halinde tutulması lâzımdır. ” deniyordu.

(Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi. s. 21-22)

Mustafa Kemal Amasya’dan Sivas’a (27 Haz. 1919) oradan da Erzurum’a (3 Temmuz 1919) geldi. Türk milletinin civanmertliğine güvenerek, milletimizin bitmez tükenmez feyz ve kudret kaynağından ilham ve kuvvet alarak kutsal ödevine devam edeceğini bildirdi. 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi, 4 – 12 Eylül 1919’da da Sivas Kongreleri yapıldı. Bu iki kongrede alınan  kararlardan bazıları şunlardır:

  1. 1.    Milli hudutlar dahilinde vatan bir bütündür. Onun muhtelif kısımları birbirinden ayrılamaz. Himaye ve manda kabul edilemez. Hırıstiyan unsurlara hakimiyetimizi bozucu imtiyazlar verilemez.

Türk vatanının bütünlüğü ve istiklalinin korunması.

  1. 2.    Her türlü ecnebi (düşman) işgal ve müdahalesine karşı konulacaktır.
  2. 3.    Milli Meclis’in derhal toplanması ve hükümet icraatının meclisin denetimine konulması için çalışılacaktır.

Mustafa Kemal Paşa, vatanı düşman çizmeleri altından kurtarmak için gece gündüz çalışırken düşman generali Milen, padişaha şöyle yazıyordu:

 “Kemal Paşa ile maiyet-i erkanının vilayetlerde isbat-ı, vücut etmelerinin arzu olunmadığı zat-i samilerine arz ile kesb-i mubahat eylerim… Kemal Paşa ile maiyeti erkanının derhal İstanbul’a avdeti için emir buyurmalarını talep ederim. ”

(Kaynak: Harp Tarihi Dergisi, Sayı 1, 1952. Karadeniz Orduları Başkumandanı, General Milen)   

Bunun üzerine padişah Mustafa Kemal’in yakalanarak İstanbul’a getirilmesi için Harput  Valisi Ali Galib’i görevlendirir. Milli kuvvetler, Ali Galip kuvvetlerini dağıtır. Mustafa Kemal âşıkı olduğu askerlikten istifa eder.

Mustafa Kemal, Dahiliye nazırı (İç işleri  bakanı) Adil Bey’e şu telgrafı gönderir:

“Alçaklar, caniler düşmanlarla millet aleyhine tertibat-ı hainanede bulunuyorsunuz. Milletin kudret ve iradesini takdirden aciz olduğunuza şüphe etmiyordum. Fakat vatan ve millete karşı hainane ve mezbuhane harekette bulunacağınıza ihtimal vermiyordum. Aklınızı başınıza toplayın. Galip Bey ve hempaları gibi… ahmakça vaitlerine kapılarak ve milletimiz, vatanımız için muzır olan ecnebilere (düşmanlara) vicdanınızı satarak irtikap ettiğiniz deneatlerin milletçe tatbik olunacak mesuliyetini nazari dikkatte tutunuz. Güvendiğiniz eshas ve kuvvetin akıbetini öğrendiğiniz zaman kendi akıbetinizle mukayeseyi unutmayınız. ”

(Kaynak: Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, 1927)

Mustafa Kemal, Sivas Kongresi’nden sonra Ankara’ya geldi. Memleketten yeni seçilen milletvekilleri ile İstanbul’dan kaçarak Ankara’ya gelen mebuslar (8)

 

23 Nisan 1920’de TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ kuruldu.

Artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir kuvvet yoktu.

Meclis başkanlığına Mustafa Kemal’i seçti. (24 Nisan 1920). İnançlı, imanlı vatansever büyüklerimiz Ankara’da vatanımız ve milletimizin geleceği için gece gündüz, durmadan çalışırken  o günlerde İngiliz gazetesi “TAYMİS” Mustafa Kemal’in gayretlerinden bir şey çıkmayacağını şu sözlerle anlatmaya çalıştı:

 

“Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da bir hareket-i milliye vücuda getirmeye çalışıyor. Bu ne çocukça bir hayaldir! Bütün cihanın kuvvetlerine karşı Mustafa Kemal’in harpten ezilmiş olan zavallı Anadolu’nun kuvvetiyle cihana karşı kafa tutmasının ne hükmü olabilir? Anadolu’da ne kalmıştır? Ne vardır ki mukavemet teşkili kabil olsun. ”

Düşmanlarımız ve İngiliz gazetesi Taymis (Thames), büyük yanlışlar içinde olduklarının gaflet, dalalet, hatta hıyanet içinde bulunduklarının bilincinde bile değillerdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ise davasının haklı ve kutsal olduğuna inanmış, iman etmişti. Mustafa Kemal’in şu sözleri bu iman derinliğinin, yüceliğinin derecesini, milletimizin topyekün bir ve beraber olduğunu ortaya koymaktadır.

“Gittiğimiz yol bir, iman yoludur. Evet biz on milyonluk küçük ve yorgun bir milletiz. Düşmanlarımız ise pek çoktur ve kavidir. Vakıa riyazı düşünülecek olursa galebe çalmamız müşküldür. Fakat bizde olan şey onlarda yoktur. Bizde iman kuvveti vardır. Zaten bu mücadele bir iman işidir. Biz bin türlü düşmanlarımızın kuvvetine rağmen muvaffak olacağız. Bizim programımızda başka bir milletin hakkına taarruz yoktur. Biz hakkımızı ve namusumuzu müdafaa ediyoruz ve edeceğiz ve mutlaka muzaffer olacağız. ” (2)

1 – 2 – E. Ziya KARAL, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, s. 83,84. )    

    Sevr Muahedesine göre:

  1. 1.    Boğazlar ( İstanbul-Çanakkale) İtilaf devletlerine bırakılacak.
  2. 2.    Doğu Anadolu’da Van, Ağrı, Artvin, Kars çevreleri Ermeniler’e
  3. 3.    Doğu Anadolu’da da Hakkari, Siirt, Mardin çevreleri İngilizler’e bırakılacak.
  4. 4.    Güneydoğu Anadolu’da Adana, Gazi Antep, Maraş, Urfa, Fransızlar’a
  5. 5.    Konya, Mersin, Antalya, Muğla, Denizli, Afyon, Isparta, Eskişehir, Söke, Fenike, İtalyanlar’a bırakılacak.
  6. 6.    Ege Bölgesi ve Batı Trakya Yunanlılar’a bırakılacak.

Sevr müahedesi ve Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletler’i yurdumuzu işgale başladılar.

Ermeniler Türkiye’nin içinde bulunduğu karışıklığı ve buhranı fırsat bilerek, İtilaf devletleri’nin de yardımları ile Doğu Anadolu’daki Türkleri gece uykularında ani baskınlarla sistemli bir şekilde boğazlamaya, öldürmeye başladılar.

Bunun üzerine T. B. M. Meclisi Ermeniler’e karşı savaş açtı. (19 Haziran 1920) XV. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa Ermeniler’in üzerine yürüdü. 30 Ekim – 7 Kasım 1920’de Gümrü’yü, Kars’ı zabdetti. Ermeniler, kesin bir yenilgiye uğratıldı. Barış istediler. Gümrü barışı yapıldı. (9)

Güney Doğu Anadolu’da İngilizler Adana, Antep, Urfa, Maraş’ı işgal ettiler. Daha sonra kendi aralarındaki antlaşmaya göre buraları Fransızlar’a bıraktılar. Fransızlar, Ermenilerle işbirliği yaptılar. Türkler’e yapmadıkları zulüm kalmıyordu. Bunun için halkımız yer yer ayaklandı. Milli mukavemet teşkilatları kuruldu. Milli kuvvetlerimizle birleşen kuvvetlerimiz Fransızlar’ı bütün cephelerde yendi. Savaşta gösterdikleri kahramanlıktan dolayı T. B. M. Meclisimiz Maraş ilimize “Kahraman Maraş”, Antep ilimize de “Gazi Antep” ismini verdi.

Batı Cephesinde Yunanlılarla savaş:

Ege Bölgesi ve İzmir’i Yunanlılar’ın işgali Türk Milleti’nin ruhunda yarattığı vatanı savunma duygusu ile milletimizdeki dayanılmaz acı ve yudumuz alev alev yanıyordu. Halkımız ve askeri birliklerimiz birlikte savaşıyordu. Halktan savaşa ihtiyaçlar için çocuklar, kadınlar, eli silah tutan herkes katılıyor, yer yer mitingler (toplantılar) yapılıyordu.

“Kuvayi Milliye” ismi altında çalışan Milis kuvvetlerimiz, Demirci Mehmet  Efe, Yörük Ali Efe, Mahmut Celal Bey Yunanlılarla başarılı savaşlar yaptılar. Yunan canavarları, vatanımızda girdikleri her şehirde pis ve mundar domuz ayakları ile camilerimize giriyor, Yunan bayrağı asıyor, dayanılmaz vahşetler, tüyler ürperten alçaklıklar yapıyor. Eline geçirdikleri Türkleri feci şekilde çocuk ihtiyar demeden öldürüyor, yakıyor, evleri yıkıyorlar. (15 Mayıs 1919)’da İhtilaf Devletleri İzmir, Aydın, Nazilli, Manisa, Ayvalık, Bergama’ya kadar olan sahayı Yunan işgal mıntıkası olarak görüyor. Amaç T. B. M. Meclisi ordularını mahvetmek ve Ankara’ya kadar uzanan Türk topraklarını ele geçirmekti. İtilaf Devletlerinin desteği ile Yunanlılar, İzmit, Bursa, Trakya’da Edirne ve Kırklareli aldılar. Bu durum vatanımızda büyük heyecan uyandırdı. (6 – 10 Ocak 1921)

Birinci İkinci İnönü Savaşı (6 – 10 Ocak 1921) 

Türk birlikleri ile Eskişehir’i işgal etmek isteyen Yunan kuvvetleri İnönü bölgesinde savaşa girdiler. Türk ordusunun başında Miralay İsmet Bey bulunuyordu. 10 Ocak gecesi yapılan hücumda düşman cephesi bozuldu. Yunanlılar ile beraber hareket eden Çerkez Ethem de perişan edildi. Birinci İnönü Savaşı, Türkler’in zaferi ile sonuçlandı. 20-10-2003 günü Sarıveliler’de Mustafa ERTAŞ’ın evinde toplanan dedeler (Küçük İbrahim Baylav, Osman Dilbaz (1331), Salih Balcı (1329), Süleyman Durak (1332)) bu savaşı aynen dile getirdiler. Dedelerden Süleyman DURAK sözüne şöyle devam etti: “Babam Hasan Durak, Yunanlılarla tekrar harp çıkarsa elinde silah tutuyorsa harbe gönüllü gideceksin. Bu sana vasiyetimdir. ” dedi. Babam Hasan Durak (93), harbine sonraki harbine, seferberliğe katılmıştı. Yunanı en kötü kafirden daha kötü diye anlatıyor. Çünkü harpte yapmadığı kötülük kalmamıştır. O zaman kağıt olmadığı için kasaturanın ucu ile su matarasının üstüne şöyle yazmıştır:

 

Allah Allah dedik istikamı atladık,

Biz Yunanı toprağımızdan pakladık.

(31 Mart – 1 Nisan 1922)

 

Yunanlıar, Kütahya ve Eskişehir’i aldıktan sonra da Ankara’ya yürüyerek T. B. M. Meclisi’ni dağıtmak suretiyle “Sevr” hükümlerini Türkler’e kabul ettirmek düşüncesinde idi. Bursa, Bilecik ve Pazarköy üzerinden ilerleyen Yunan kuvvetleri İnönü yöresinde, İsmet Paşa’nın kumanda ettiği Türk kuvvetlerine karşı taarruza geçti. Allah Allah sesleri ve iman gücü ile Yunan’a saldıran Türk kuvvetleri karşısında Yunanlılar perişan oldular. Böylece İkinci İnönü Zaferi de iman gücü ve büyük fedakarlıkla (özveriyle) kazanılmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya çektiği bir telgrafta:

 “Siz İnönü’nün de yalnız düşmanını değil, Türk’ün ters dönmüş talihini de yendiniz. ”der.

Yunanlılar, İkinci İnönü’nün acısını çıkarmak için İnebolu, Samsun’u, Trabzon’u harp gemileri ile topa tuttu. Batı Anadolu’da işgal altında bulunan Türk halkına yapılmadık işkence, zulüm, kalmadı. Irz, namus demedi. Her tarafı yakıp yıktı, öldürdü. Kesti, astı. Yeni bir hareket için büyük hazırlığa başladı. Yeniden Yunanistan asker topladı. İngilizler, her türlü yardımın yanında, bol para, harp malzemeleri, top, tüfek, asker vererek Yunanlılar’ın birinci yardımcısı oldu. Yunan Kralı Kostantin eski Bizans İmparatorluğu’nu diriltilmesini istiyordu. Ölen dirilemezdi. Yunanlılar, 10 Temmuz 1921’de ilerleyerek Afyon, Kütahya, Eskişehir’i aldılar. Yunanlılar’ın ilerleyişi vatanımızda ve T. B. M. Meclisi’nde de çok büyük heyecan uyandırdı. Zararlı olabilecek bu heyecanları yatıştırmak için Milli Müdafaa vekili ve İcra vekilleri heyeti Reisi Fevzi Paşa, Meclisimize izahat verdi. Halkımıza da bir beyanname yayınladı. “Yunan’ın bu yeni seferi, düşmanın ölüm yolculuğudur. Tanrı’nın yardımı yakın. Olaylar bu sonucu gösterecektir. ” diyordu. (10)

 

Mustafa Kemal Başkumandan :

Türkiye Büyük Millet Meclisi (T. B. M. M) Mustafa Kemal’e üç ay için büyük yetkileri kendilerine bir kanunla devrederek, Başkumandan seçti. T. B. M. Meclisimiz’e Mustafa Kemal şöyle seslendi:

“Milli irade, hareketimizin mihveri olacaktır…. Yunanistan Silahlı Kuvvetleri’nden kurulan bu orduyu, Anayurdumuzu harim-i ismetinde boğarak kurtuluş ve istiklale kavuşacaktır. ”

Sakarya Meydan Muharebesi :

Yunan ordusu Kral Kostantin’in Ankara’yı hedef gösteren emri ile harekete geçti.

Türk ordusunun taşıt, araçları, katır, merkep, deve, kağnı idi. Erkeklerin hepsi de savaşta olan Türk kadınları, bebekleri sırtında cephane ve yiyecekleri, tarihlerde misli görülmemiş bir sabır ve iman ile cephede ön saflarda, ateş altında savaşan erlere kadar götürüyorlardı. Mucize bir iman işi idi. Türkler, ordusu ile aziz vatanını kurtarmak için savaşırken, Yunanlılar, işgal için ilerliyordu. İman gücü Yunanlıyı mutlaka boğacaktı. 22 gün, 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı 100 km. uzunluğunda bir cephe üzerinde yapıldı. Tarihin en kanlı muharebelerinden biri idi. Savaşırken atından düşen ve kaburga kemiği kırılan Başkumandan Mustafa Kemal yaralı olarak sedye üzerinden savaşı yönetmiştir.

 

Bu savaşta Kazım Özalp, Şükrü Naili (Gökberg), Kemalettin Sami, Fahrettin Altay, İsmet Paşa, İzzettin Çalışlar ve Derviş Paşalar ön saflarda çarpışan erler gibi büyük yararlıklar gösterdiler.

Başkumandan: “Müdafaa hattı yoktur, Müdafaa sathı vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. ”

Bu emri alan Türk kuvvetleri, canını dişine alarak var  gücüyle düşmana saldırmıştır. Bozulan Yunan kuvvetleri top ve tüfeklerini bırakarak canlarını kurtarabilmek için kaçmaya başladılar.

Başkumandan Mustafa Kemal, 12 Eylül 1921 tarihli günlük emriyle Sakarya Zaferi’ni Türk milletine şöyle müjdeledi:

“22 gün devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, tam bit Türk zaferiyle son bulmuştur. ” Bu müjde Türk vatanında örneği görülmeyen heyecan ve sevinç gözyaşları içinde zafer şenlikleri, Allah’a dualar yapıldı. T. B. M. Meclisi’nin ordusuna şükranlarını belirtmek için Mustafa Kemal’e “Gazilik” ünvanı ile Mareşal rütbesini  verdi.(11)

 

Fil Ahmet, Sakarya Zaferi’nin arkasından Yunan’a şöyle seslenir:

 

Hazır ol vaktına ey Venizelos,

Sıtkile bir gün hücumumuz var,

Kuzularım hazır silah başında,

İzmir’e, Bursa’ya seyranımız var.

 

Büyük Türk Taarruzu ve Kesin Zafer (26 Ağustos – 9 Eylül 1922) :

   

İtilaf Devletleri, Yunanlılar’ın Sakarya’da yenildiği halde İngiliz baş vekili bir nutukta “Türkler mağlupturlar. Batı Anadolu kendilerine asla verilmeyecektir. ” diyordu. Ayrıca İngiliz delegesi Lord Balford da (Eşkıya reisi) olarak vasıflandırdığı Mustafa Kemal’in hakkından gelinmesi için bir tartışma başlatarak umumi efkarı tahrik etti. Düşmanların bu gibi hileli davranışları muhalefetin moralini bozuyordu. Milli davamız Misak-ı Millinin siyasi yollarla gerçekleşeceğine inananlar çoğalıyordu.

Mustafa Kemal, gizli bir oturumda “…Memleketimizde bulunan düşmanları silah kuvvetiyle çıkarmadıkça Milli mevcudiyet ve kudretimizi göstermedikçe diplomasi alanında ümide kapılmanın doğru olmadığı hakkındaki imanımız kesindir. [1]

Sakarya’da yenilen Yunan  kuvvetleri Eskişehir, Kütahya ve Afyon’un doğusundaki bir hatta çekilerek İhtilaf devletleri ve İngilizler’in her türlü yardımları ile hattı kuvvetlendirmeye çalışıyordu.

Büyük Taarruz için memleketimizin bütün kaynaklarını Türk ordusu emrine verildi. Yokluk, kıtlık içinde imanlı kafileler silah, giyecek, yiyecek ne bulursa cepheye akmaya başladı. Düşman işgali altındaki İstanbul’dan vatansever Türk vatandaşlarımız ölümü göze alarak silahları Anadolu’daki ordumuza ulaştırıyorlardı. Büyük Taarruzun planı “Ani bir baskın ile çevirip imha etmekti. ”

26 Ağustos sabahı Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir Paşa ve diğer kumandanlar taarruz harekatını yönetmek için Kocatepe’de toplandılar.

Afyon cephesinde Yunanlılar kendi ordu birliklerinin çevresini (7) yedi kat tel örgü ile kapattılar. İngiliz Kurmay subayı “Türkler burayı (7) yılda alabilirlerse (7) yedi saatte aldık diye öğünsünler. ”der.

Sarıveliler’den Ahmet Onbaşı, Yusuf Ünsal, Fil Ahmet, Hacı Mustafa (Ertaş), Mustafa Demirtaş, Tokudu Hüseyin (Yaman), Takavit (Ardıç), Mehmet Koç, Vahap Alisi (Aydın), Osman Korkmaz,Salih Emil, Osman Yaman “Yavur Osman”, Halil Canan, Emir Çakır “Emir Çavuş”, Salih Çakır “Salih Çavuş”, Mustafa Aslan, Mükremin Ertaş, Dede Sezer, Hacı Molla (Ertaş), Kerim Çavuş, Mehmet Çavuş “Mühülerden” gibi daha birçok hemşehriler cephede üç ayaklı merdiveni icat ederler. Sarıveliler’de çarık yapmasını bildiklerinden, keçeye tel geçmediğini de düşünerek “keçeden çarık” yapmayı da bulurlar. Hücum edecek askerlere keçeden çarık giydirirler. Bu çarık yürürken ses de çıkarmaz. Üç ayaklı merdivenlerle tel örgüyü ortasına alır. Tel örgünün üzerinden merdivenlerle geçilerek düşman nöbetçilerini ani baskınlarla ördürürler. Tel örgüler makaslarla kesilir. Saat (5. 30) da Türk ordusu düşman mevzilerine şiddetli ateş açar. Bir saate varmadan düşman mevzileri susturulur. Türk piyadeleri süngü hücumu ile düşman mevzileri bozguna uğratılır. Süvarilerimiz düşmanı arkadan kuşatır. Bozulan düşman Balmahmut Ovası’nda büyük kayıplar vererek İzmir’e doğru kaçmaya başlar. Yunanlı kaçarken geçtikleri yerleri yakarak, asarak, kesip öldürerek, aklın hayalin almayacağı kötülükler yaparak kaçmaya devam ederler. Eskişehir’dekiler de bozguna uğratılır. Düşmanın ana kuvveti Dumlupınar’ın doğusunda yok edilir. Bu kesin zafer üzerine Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk Türk ordusuna şu hedefi gösterir:

 

 “Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir. İleri!”

Yunanlılar var gücü ile kaçıyor. Türk orduları kaçan düşmanları kovalıyor.

Atatürk  ve Trikopis

Dumlupınar Savaşı devam ederken Yunanlılar’ın baş kumandanı General Trikopis bir gedik bularak Murad Dağları’na kaçıyor. Atatürk de Uşak’a gelerek Niziboğlu’nun konağına misafir oluyor. Trikopis ve generalleri esir edilerek Atatürk’e gönderilmişti. Trikopis, yanında General Diyonis, General Firanikos ve bir levazım subayı olmak üzere Atatürk’ün huzuruna getirilir. Atatürk, Trikopis’in elini sıkar. Masa üzerinde bir harita açık duruyordu. Biraz sonra Atatürk, Trikopis’e sorar:

– Bizim ciddi harekatımızdan haberiniz var mıydı?

Trikopis :

– Bu mıntıkada büyük bir taarruz olabileceğini tahmin etmiyordum.

Deyince :

– O halde araziyi tanımıyordunuz!

Diyerek harita üzerinde izahat verir. Bunu dinleyen Trikopis:

– Ne yapayım muvaffak olamadım. Der.

Atatürk :

– Müteessir olmayınız. En büyük kumandanlar bile mağlup olmuşlardır. Napolyon da bu şekilde yenilmişti. Bunlar harbin cilveleridir. Fakat sizden şunu sorayım, niçin sivil halka zulüm ettiniz? Bunlar medeni insanlara ve bilhassa biz askerlere yakışır bir hal midir?

 

Trikopis :

– Emin olunuz, haberim olmadan bu suçları işlemişlerdir.

Deyince Atatürk :

– O halde kuvvetlerinize hakim değilsiniz. ! der.

Trikopis, kıpkırmızı olur. Atatürk, esir kumandanı teskin etmek maksadıyla :

– Aileniz sizi merak eder, onlara bir telgraf yazınız, derhal çektireyim.

Dediği zaman Trikopis’in gözleri yaşarır.

– Esasen ben intihar etmek istiyordum.

Dediği zaman Atatürk, yaverine :

– Misafirlerimiz banyo alsınlar, istirahatlerini temin ediniz, diye emir verir.

Esirlere yer gösterilir. (12)

İstiklal Savaşımız’da Atatürk , Fil Ahmet ve Anakız Düzenli:

 

Soldan sağa Fadime Güzel,Anakız Düzenli (Gök Gelin -Fil Ahmet’in Gelini),Ayşe Dilek(Akkız)

 

Fil Ahmet’in gelini (Gökgelin lakaplı) Hanımın 10. 11. 1989 tarihinde bana naklettiklerini anlatması için sözü Anakız Düzenli’ye bırakıyorum. “Kaynatam (Kayın pederi) Fil Ahmet (seferberlikte) (İstiklal savaşımızda) askere aldılar. Düşmanlar yurdumuza her taraftan saldırdılar. Irz, namus, kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürdüler. Allah o günleri bir daha göstermesin. Türkler, canını dişine takarak gece gündüz demeden gavurlarla savaştılarNOTANAKIZDÜZENLİRESİM.

Bizim Bostan önü, Boyalı ve Firenşe Yaylaları’nda bile İtalyan askerleri (civci civci) yani çiftçi çiftçi diyerek yaklaştıkları köylülerimizi karşı koydular diye öldürdüler. En sonunda düşmanlar Kütahya, Eskişehir, Afyon’da yenilince geldikleri yere doğru kaçmaya başlamışlar. Paşa (Mustafa Kemal), ordumuzun başında harp ediyordu. İşte bu savaşan askerlerden biri de kaynatam Fil Ahmet’ti. Kaynatam gibi Sarıveliler’den, Başdere’den nice ana kuzuları İstiklal Savaşımıza katıldılar. Çoğu geri gelmedi. Kaynatam arkadaşları ile düşman üzerine doğru kalkışırken (koşarken) ağzından dökülen yakımlar arkadaşlarını coşturduğundan ölümüne de olsa “gavuru” boğazlamak için ıldırımlar (yıldırım) gibi düşman üzerine atılıyorlar, Mustafa Kemal Paşa, kahramanca savaşan birlikten bir kaçını çağırtarak sorar :

“Bu büyük vatanperverliğinizi çok takdir ediyorum. Amma düşmana boy hedefi oluyorsunuz. Neden mevzi almadan savaşıyorsunuz?” deyince askerlerden biri  “Biz bu vatan için şehit olmak istiyoruz. Kahpe düşman kaçarken atamıyor ki… Bir de şu karşıdaki asker Fil Ahmet, savaşırken söylediği yakımlar bizi coşturuyor. Sonra kendimizi tutamıyoruz. Düşman üzerine gözümüzü kırpmadan atılıyoruz. ” Paşa, Uşak yakınlarında kaynatamı huzuruna çağırtır. O yakımlardan söylemesini ister. Fil Ahmet, Mustafa Kemal’in önünde şöylece yakımını okur:

İzmir’e, Bursa’ya verdin vetanet,Nedir bu sendeki çalım, saltanat?

Bana kaldı sandın bunca memlekat,

Kaçma Yunan, bekle. Paşam geliyor.

 

 Tirikopis esir, askeri kaçar,Kıralları şaşkın kalmıştır naçar,

İlk hedef Akdeniz, ileri geçer.

Kaçma Yunan, bekle. Paşam geliyor.

Tüm Ege Ovası battı al kana,Kadın, yaşlı demez kıydılar cana,

Bu topraklar mezar oldu düşmana,

Kaçma Yunan, bekle. Paşam geliyor.

 

 Paşalar içinde paşa bir tane,Çekti kılıncını çıktı meydane,

Böyle Paşa doğurur mu her ana?

Kaçma Yunan, bekle. Paşam geliyor.

 

Yıktı, yaktı haraboldu yuvalar,Türk askeri pis gavuru kovalar.

Kan gölüne döndü, dağlar, ovalar,

Kaçma Yunan, bekle. Paşam geliyor.

 

Afyon cephesinden ecele kaçtın,

Sen Tınaz Tepe’de donuna sıçtın.

Kıymetli malları yollara saçtın,

Kaçma Yunan, bekle. Paşam geliyor.

 

Fil Ahmet savaşır düşmanı vurur. Gazi Mustafa’yı Allah’ım korur.

İki günü geçmez İzmir’e varır.

Kaçma Yunan, bekle. Paşam geliyor.

 



[1] Karal, Enver Ziya – Türkiye Cumhuriyeti Tarihi s. 112-113

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ